الغاشية
Al-Ghashiyah
The Overwhelming
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلْغَـٰشِيَةِ
hal atāka ḥadīthu l-ghāshiyati
Her şeyi kaplayacak kıyametin haberi sana gelmedi mi?
وُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍ خَـٰشِعَةٌ
wujūhun yawma-idhin khāshiʿatun
O gün bir takım yüzler zillete bürünmüştür.
عَامِلَةٌۭ نَّاصِبَةٌۭ
ʿāmilatun nāṣibatun
Zor işler altında bitkin düşmüştür.
تَصْلَىٰ نَارًا حَامِيَةًۭ
taṣlā nāran ḥāmiyatan
Yakıcı ateşe yaslanırlar.
تُسْقَىٰ مِنْ عَيْنٍ ءَانِيَةٍۢ
tus'qā min ʿaynin āniyatin
Kızgın bir kaynaktan içirilirler.
لَّيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعٍۢ
laysa lahum ṭaʿāmun illā min ḍarīʿin
Semirtmeyen, açlığı gidermeyen kötü kokulu (kuru) bir dikenden başka yiyecekleri yoktur.
لَّا يُسْمِنُ وَلَا يُغْنِى مِن جُوعٍۢ
lā yus'minu walā yugh'nī min jūʿin
Semirtmeyen, açlığı gidermeyen kötü kokulu (kuru) bir dikenden başka yiyecekleri yoktur.
وُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍۢ نَّاعِمَةٌۭ
wujūhun yawma-idhin nāʿimatun
İnanmış olanların yüzleri, o gün, pırıl pırıldır.
لِّسَعْيِهَا رَاضِيَةٌۭ
lisaʿyihā rāḍiyatun
Yaptıklarından hoşnuddurlar.
فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍۢ
fī jannatin ʿāliyatin
Yüksek bir cennettedirler.
لَّا تَسْمَعُ فِيهَا لَـٰغِيَةًۭ
lā tasmaʿu fīhā lāghiyatan
Orada boş söz işitmezler.
فِيهَا عَيْنٌۭ جَارِيَةٌۭ
fīhā ʿaynun jāriyatun
Orada akan kaynak vardır.
فِيهَا سُرُرٌۭ مَّرْفُوعَةٌۭ
fīhā sururun marfūʿatun
Orada, yükseltilmiş tahtlar vardır.
وَأَكْوَابٌۭ مَّوْضُوعَةٌۭ
wa-akwābun mawḍūʿatun
Yerleştirilmiş kaseler,
وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌۭ
wanamāriqu maṣfūfatun
Sıra sıra yastıklar,
وَزَرَابِىُّ مَبْثُوثَةٌ
wazarābiyyu mabthūthatun
Serilmiş, yumuşak tüylü halılar vardır.
أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى ٱلْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ
afalā yanẓurūna ilā l-ibili kayfa khuliqat
Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?
وَإِلَى ٱلسَّمَآءِ كَيْفَ رُفِعَتْ
wa-ilā l-samāi kayfa rufiʿat
Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?
وَإِلَى ٱلْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ
wa-ilā l-jibāli kayfa nuṣibat
Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?
وَإِلَى ٱلْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ
wa-ilā l-arḍi kayfa suṭiḥat
Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?
فَذَكِّرْ إِنَّمَآ أَنتَ مُذَكِّرٌۭ
fadhakkir innamā anta mudhakkirun
Sen öğüt ver! Esasen sen sadece bir öğütçüsün.
لَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ
lasta ʿalayhim bimuṣayṭirin
Sen, onlara zor kullanacak değilsin.
إِلَّا مَن تَوَلَّىٰ وَكَفَرَ
illā man tawallā wakafara
Ama kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.
فَيُعَذِّبُهُ ٱللَّهُ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَكْبَرَ
fayuʿadhibuhu l-lahu l-ʿadhāba l-akbara
Ama kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.
إِنَّ إِلَيْنَآ إِيَابَهُمْ
inna ilaynā iyābahum
Doğrusu onların dönüşü Bize'dir.
ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُم
thumma inna ʿalaynā ḥisābahum
Şüphesiz sonra hesaplarını görmek de Bize düşmektedir.